8

Geçtiğimiz günlerde takip etmeyi çoktan bıraktığım bir sitede neler oluyor diye şöyle bir dolaşayım dedim. Sitede gördüğüm telif hakları ile ilgili bir konu oldukça ilgimi çekti. Tamamını okuma fırsatım ne yazık olmadı ama ne zamandır bloguma yazmak istediğim bir konu hakkında aklımda bir kıvılcım çakmasına neden olacak kadar konuyu okudum.

Bundan yaklaşık 5-6 sene önce -Pardus daha yokken ve o zamanlar bir linux dağıtımını kurmak şu ana göre görece olarak daha zorken- sağdan soldan öğrendiklerimi bir araya getirerek linux kullanmaya başladığımda linux ile ilgili en çok sevdiğim şeylerden biri özgür olmasıydı. Eğer sevmiyorsam sağını solunu değiştirebilecek kendime uyarlayabilecek ve hatta kafama estikçe dağıtabilecektim. Yaşasın demiş ve linux kullanmaya başlamıştım. O günden bu yana Linux ve özgür yazılım savunduğum değerlerin bir yansıması oldu benim için. Her insanın sahip olduğu kadar bazı siyasi görüşlere sahiptim ve bu fikirlerin ilgilendiğim alan olan bilişim sektöründe izdüşümü özgür yazılım, açık standartlar ve bu bağlamda Linux idi. Bilginin ve bu bilgiye erişimin sahibinin olmaması, insanların bilgiye özgürce, eşit ve hızlı olarak ulaşması aslında kafamdaki fikirlerin somut bir şekle bürünmüş haliydi ve bu uğurda çalıştığım için kendimi çok şanslı hissediyorum.

Neyse kendimi çok anlattım aslında söyleyeceklerim farklıydı. İlk zamanlarda özellikle GPL’in verdiği özgürlükler ile başım dönmüş ve fikir haklarına, onları koruyan düzenlemelere karşı bir insan olmuştum. Bugünlerde o zaman takındığım bu düşüncenin ne kadar basit ve yüzeysel olduğunu daha iyi anlıyorum. Aslında fikir haklarına karşı çıkmak bir özgür yazılım savunucusunun yapması gereken son şey herhalde.

Peki neden? Hukuk fakültelerinde haklar kategorileri gösterilirken fikir hakları ayrı bir kategori olarak anlatılır. Bu haklar ne şahsi haklarınız gibi tamamen size aittir ne de eşya üzerindeki haklarınız gibi ete kemiğe bürünmüştür. Eşya ile şahsiyetinizin kesiştiği yerde aklınızdaki ile ürettiğiniz arasında silik çizgilerin üstüne oturur fikir haklarınız. Hukuk düzeni yaptığınız evi koruduğu gibi yazdığınız kitabı bestelediğiniz şarkıyı ya da kodladığınız bilgisayar programını korumalıdır ve zaten korumaktadır. Peki bu koruma gerekli midir? Evet gereklidir. Soru gereksizdir bile. Madem insanı diğer tüm canlılardan ayıran düşünebilmesidir o halde bu düşüncenin ürünü de korumayı hak etmektedir.

İnsanlar düşüncelerinin ürünlerini çoğu zaman diğer insanlarla paylaşmazlar. Örneğin yazdığım onlarca makaleyi şu ana kadar harici hard diskim dışında kimseyle paylaşmayan ben elbette bu makalelerin istenmeyen bir şekilde dağıtılmasını, kopyalanmasını istemem ve bunu engelleyebilmek için bu makaleleri hukuk düzenin korumasını isterim.

Biraz fazla konuştuğumun farkındayım hadi vites atalım ve konuyu somutlaştıralım. Hani yazının başında bir siteden bahsetmiştim. Efendim bu sitede yaşanan bir fikir hakkı ihlali sonucunda çıkan tartışmada fikir haklarının ne kadar gerekli olduğu tartışılmış hatta Linux kullanıcısı fikir haklarını savunmalı mıdır konusuna kadar olay gitmiştir. Biz bildiğiniz gibi çeşitli lisans modelleri ile fikir haklarımızın kullanımını serbest bırakıyoruz. Bu demek değildir biz eserlerimiz üzerinde hukukun bize verdiği haklardan vazgeçiyoruz. Bizler sadece o sözleşmenin koşullarına uyan herkese içinde eserlerimizi değiştirme, tekrar dağıtma gibi çok büyük haklar olan bir özgürlük sunuyoruz. Peki madem bu özgürlükleri sunuyoruz o halde neden haklarımızı koruyalım. Cevabı üst cümlede saklı. Aslında biz bu hakları herkese sunmuyoruz. Sadece GPL ve benzeri lisans modellerinde o lisans modelinin şartlarına uymayı taahhüt edenlere bu hakkı sunuyoruz. Örneğin GPL’de kodumuzun kapatılmasına izin vermiyor ya da lisansın değiştirilmesine izin vermiyoruz. Örneğin Creative Commons’da NC ibaresi koyarak eserlerimizin ticaret konusu yapılmasını engelliyoruz. İşte bu yüzden verdiğimiz özgürlüğün herkese doğru şekilde ulaşması için fikir haklarının korunmasına ihtiyaç duyuyoruz.

Tabi bir de özgür olmayan içerik var. Bilgisayar programları, filmler, kitaplar, şarkılar. Bizi korsan yapan tüm ilgi çekici şeyler! Aslında fikir hakları korunmasa, telif hakları olmasa ne güzel iç birimiz korsan olmayacaktık! Bari en azından ülkemizde üretilmeyen eserler korunmasaydı değil mi!! Özgür yazılımı sadece kullanmaktan öteye bir adım gittiyseniz ve bu fikri destekliyorsanız siz aslında fikir haklarının bir koruyucusunuz demektir. Örneğin, korsan kitap almamalı, kullandığınız programlar lisanslı olmalı, müzik çalmamalısınız. Bunu yapan insanları uyarmalısınız. Yapmanız gereken bir önemli şey ise çevrenize özgür lisansları tanıtmak olmalı. Copyright yerine Copyleft’i anlatmalı, eğer paylaşırlarsa bilginin ve eserlerin değerlerinin nasıl çoğalacağını insanlara anlatmalısınız. Eser sahiplerine eserlerini paylaşmak için alternatifleri olduğunu anlatın. Eğer onlara özgür lisansları doğru anlatırsanız fikir hakları koruması kimse için bir öcü haline gelmez de bizim özgürlüğümüzü koruyan düzenlemeler olur.

İşte bu yüzden, insanların bilgiye, kültüre, eğlenceye eşit olarak ulaşmasını istiyorsanız korsanlık yapmak yerine, korsanı desteklemek yerine insanlara özgür lisansları anlatın, özgür lisansların yayılması için çalışın, bu lisansları dilimize çevirin, ama korsanlık yapmayın, insanların korudukları eserlerini onların haklarına aykırı olarak dağıtmayın ve kendinizle çelişmeyin!

Aklımdan geçenleri çok dağını bir şekildi anlattım sanırım. Eğer isterse gezegen yöneticimiz bu yazıyı gezegenden atabilir biraz uzun ve özensiz oldu =)

Nisan 10

OOXML’in standart olmasının ardından çok şeyler yazılabilir çok şeyler söylenebilir. Microsoft’un lobi çalışmaları, ülkelerin usulsüzlükleri bir yana en azından biz Özgürlük İçin topluluğu olarak bir anlamda kendi kapımızın önünü süpürdük ve ülkemizin evet oyu vermesini engelledik.

Aslında belki de bu konu ile ilgili mücadele bundan sonra başlıyor. Microsoft’un BRM toplantısında da temsilciliğini yapan lobi grubu geçtiğimiz günlerde OOXML ile ilgili en hafif hali ile “sevimsiz” bir açıklama yaparak WTO TBT (Dünya Ticaret Örgütü - Ticarette teknik engellerin kaldırılması antlaşması) uyarınca ileride andlaşmaya taraf devletlere karşı hukuki hakların kullanabileceğini ve devletlerin bu konuda dikkatli olmasını istedi.

Hemen açıklayalım bu ne demek. WTO dünyada her ülkenin kendi özel ticaret standartları olması ve bunların diğer ülkelerle ticarette sorun çıkarması nedeni ile standartların andlaşmaya taraf devletlerin tamamı tarafından tanınması için bir çalışma başlattı. Bunun sonucunda örneğin ülkenizde uzunluk ölçüsü olarak X birimi geçerliyken ticaret yaptığınız ülkede Y birimi geçerliyse birbirinizin birimlerini tanımak zorunda kalıyor ve ” Birim X olmazsa hayatta ticaret yapmam” diyemiyorsunuz.

Peki bunun OOXML ile ilgisi ne diyeceksiniz. Artık OOXML de bir standart olduğuna göre sözleşmeye taraf devletlerin benim ülkemde sadece ODF kullanılır demesi TBT kurallarına aykırılık olarak yorumlanma tehlikesine neden olabilir.

Bu durumda ilerleyen aylarda ilginç hukuki çatışmalar görmemiz mümkün…

Biz ne yapabiliriz sorusuna gelelim. Dilimize neden OOXML’e karşı olduğumuzu belirtecek metinler kazandırmaya, çeviriler yapmaya devam edebilir; devletin ilgili kademelerine bu belgelerin ulaşmasını sağlayabiliriz. Bu sayede daha çok insanı bilinçlendirebilir ve OOXML’in kullanılmasını engelleyebiliriz.

Desteğiniz ve ilginiz bizim için hala çok önemli…

Mart 7

anyway, i can try
anything it’s the same circle
that leads to nowhere and i’m tired now diye başlayan güzel bir şarkı vardır Yann Tiersen’e ait.

Son iki gündür okuduklarım bana bu sözleri mırıldanma ihtiyacı hissettirdi. Özgür yazılımı kullanan insanların sayısı gün geçtikçe artıyor diye sevinirken; bazen insanların bu yazılımları sadece kullandıkları ve fakat bu işin arkasında yer alan özgür yazılımın felsefesini anlamadıklarını düşünmüyor değilim. Özgür ya da açık kaynak kodlu yazılımı -siz nasıl telaffuz etmek isterseniz- koruyan iki temel kavram var.

a) Bu ürünlerin markaları

b) Bu ürünlerin lisansları ve fikri mülkiyet hakları

Özgür yazılımı alırım kafama göre kullanırım kimseye sormam diye algılamak son derece yanlış. GPL - ve türevleri - ancak içlerinde belirttiği şartları sağlamanız durumunda size o yazılımı özgürce kullanma yetkisini verirler.

Bir eser niteliğinde olan bilgisayar programı sizin ülkenizde üretilmese bile bu onun lisansına aykırı bir biçimde kullanılmasının yerel hukukunuzda illegal bir statü oluşturmayacağı anlamına g e l m e z .

Umuyorum yüksek lisans çalışmamı özgür yazılımın hukuki temellerini anlatmak konusuna adayacağım. Bu zamana kadar eğer biraz nedir bu özgür yazılım diye anlamak istiyorsanız fikir ve sanat eserleri kanuna göz atın. En azından GPL’i bir kere okuyun…

Şbt 20

Doğrudan Pardus ile ilgili olmasa bile dolaylı olarak özgür yazılımı ilgilendiren bir konuda ama en çok kendimle ilgili yazmak istedim. Bugünden itibaren Yeditepe Üni. Hukuk Fakültesi öğrencisi sevgili arkadaşım Aral Kızılkaya fikri mülkiyet ve açık kaynakla ilgili yaptığım araştırma / çalışmalara destek olacak.

Hoşgeldin Aral…

24

Resmi olarak olmasa bile - konu ile ilgili vakit bulup temasa geçemedim Bilgi Üniversitesi ile ancak Aralık ayında- Creative Commons Türkçe Çeviri Takımı Facebook üzerinde bir araya gelmeye başladı…

Eğer destek verebileceğinize inanıyorsanız bekleriz gruba

18

Bundan önceki blog yazıma Koray Löker’den bir öneri geldi. Özgür Lisans her ne kadar güzel bir çeviri dese de bu lisansların aslında teknik adı olan Copyleft lisanslarının terim olarak dile girmesinin daha iyi olacağını söyledi. Ben de kendilerinin de kabul etmesi durumunda başlıkta olduğu gibi bir kullanımın herkes için iyi olacağını söyledim. Nedir peki CopyLeft? Bir eser sahibinin eseri üzerinde bazı hakları olduğu hepimizin malumatı zaten. Bu haklardan bazıları maddi haklar bazıları ise manevi (moral) haklardır.

Kopyalama ve yayma hakkı eser sahibinin maddi haklarından olup CopyLeft kelimesi bu hakların ingilizce karşılığı olan CopyRight kelimesinin karşıtıdır. CopyRight hakkına sahipseniz (bu hakkını eser sahibi başkasına devredebilir) o eserin ticari bir emtia gibi satılıp satılmayacağından nasıl kopyalanacağına nasıl dağıtılacağına siz karar verirsiniz. CopyLeft lisanslarında ise durum biraz farklıdır. Çoğu zaman bu lisansla eserlerini dağıtanlar genelde bazı şartlar dahilinde eserlerinin her şekilde her ortamda ve herkes dağıtılmasına izin vermiştir. Peki bu şartlar nelerdir? Korkmayın! Bu şartlar yüksek lisans bedelleri  ya da söz veriyorum eğer arkaplanda ne olur bittiğine bakarsam iki gözüm önüme aksın diyerek haklarınızdan vazgeçme değildir

CopyLeft lisansları temel olarak lisansın bağlı bulunduğu eserin dağıtılırken aynı lisansla dağıtılmasını şart koşarlar. Bu sayede eseri alan birisi onu şartları ağır bir CopyRight lisansı ile bağlayıp tekrar sunamayacaktır. Bunun yanı sıra ücretsiz olma, değiştirilmeden sunulma, kaynak gösterme gibi şartlar da bu lisansa sahip eserlerin dağıtılmasında öne sürülmektedir.

CopyLeft lisansları ile ilgili biraz ön bilgi vermek istedim. Sınavlardan sonra bu konu hakkında bilgi vermeye devam edeceğim.

17

Hukuk fakültesine girdiğim yıllarda -2004- gün gelip özgür lisanslarla (bir parantez açalım. Açık kaynak kodlu yazılım /özgür yazılım felsefesini takip ederek özgür metin, özgür müzik, özgür film gibi fikri mülkiyet hukukunun her alanında gelişen bir özgürlük düşüncesi var. Bunlarla ilgili tüm lisansları özgür lisans adıyla yorumlamak hata olmayacaktır.) haşır neşir olacağım pek aklıma gelmemişti. Bu aralar okulda yapmayı düşündüğüm bir proje ile (bana yardımcı olan Seda’ya bir teşekkür edelim hemen) creative commons lisanslarından bir kısmını dilimize çevirmeyi düşünüyorum. Creative Commons’ın herhalde ülkemizde ihlali en çok yapılan lisans olduğunu düşünürsek -teşekkürler gazetelerin işbilir muhabirleri- Türkçe bir adaptasyonun yapılması gayet iyi olur diye düşünüyorum.

Derdimi biraz anlattıktan sonra gelelim dermanıma. Aralık 10 tarihinden sonra bu konuda bizimle çalışmak isteyen arkadaşlar varsa lütfen irtibata geçelim.

13

Eğer bir özgür yazılımın tek hukuki koruması onun markasıysa ve birileri bu markayı izin almadan kullanarak ortaya değişik bir ürün koyuyorsa ve bu ürünü özgür yazılımı korumak için kurulmuş bir kurumun yardımı ile dağıtıyorsa…

Düşündükçe gülüyorum ama artık bir yorum bile yapmak istemiyorum.

25

Bir süredir herkes wordpress’in yasaklanması üzerine konuşuyor. Böyle bir yasaklamanın hukuki gerekçesini bana soran arkadaşlarımı aydınlatmak adına büyük ihtimal ile gerekçe gösterilen maddeleri yazmak istedim.

Türk Medeni Kanunu 24. maddesinde Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir hükmüne yer vermektedir. Kişilik hakları saldırıya uğrayan kişiler hakimden aynı kanunun 25. maddesinde bulunan önlemlerden birini isteyebilir ki bunlardan birisi de süren saldırının engellenmesi şeklindedir. Bu engelleme örneğin bir gazetede yapılan saldırı ise gazetenin toplanması ya da bir televizyon programı ise ilgili yayının durdurulması istenebilir. Fakat konu bir blog sitesi ise bu engelleme çok daha kolay yapılabilir. Bu yol o subdomain’in engellenmesi yoluyla ya da yer sağlayıcının zararlı içerik konusunda uyarılması ile olacaktır. Kaldı ki son düzenleme ile içerik sağlayıcı sağladığı yerde bulunan içerik açısından sorumlu olmayacaktır

Her ne kadar dava dosyasının içeriğini bilmediğimiz için böyle haksız bir saldırı var mıdır diye bir sonuca varamayacak olsak bile mahkemenin eğer dava dilekçesinde gerekçe olarak yukarıda yazdığımız maddeler gösterildi ise böyle bir sonuca vardığını kabul etmek ve bu sonucun doğru olduğunu varsaymak durumundayız. Peki gelelim engellemenin bu şekilde yapılmasının sorumlusunun kim olduğuna. Burada bence kusuru kararı uygulayan mercide aramak gerekiyor. Yani TTNet DNS sorumlularında. Çünkü mahkeme -bana kalırsa- sadece kişilik haklarına hukuka aykırı saldırı olarak kabul ettiği içeriğin engellenmesi yolunda karar vermiş olduğundan böyle bir ip aralığı engellemesi yapılması yerine basit bir subdomain banı yapılmalıydı.

Tartışma konularından biri internetin ulus üstü varlığı nedeni ile ülkelerin tekelinde olmadığı ve bu nedenle isteyen herkesin istediğini söyleyebilceği bir ortam olduğu konusunda olabilir. Kısaca fikrimi açıklamak gerekirse -somut olaydan bağımsız konuşuyorum- kaynağı ne olursa olsun bir kişinin kişilik hakları ihlal ediliyorsa bu kişinin haklarının azami ölçüde korunması gerekmektedir.

Sonuç olarak somut olayda yapılan teknik bir hatanın bu kadar büyük çaplı bir soruna yol açması insanların gözünde bir adaletsizlik ve bir güvensizlik izlenimine yol açtı. Umarım TTNet ilgili makamı bilgilendirir ve bu genel engellemeyi bir subdomain engelleme terekesine düşürür. Bu oluşturulan internet üst kurulunun -pardon yeniden yapılandırılan- en azından bu tip konularda bir eşgüdüm sağlamasını beklyorum.

20

İnsanda New York’a gitme isteği uyandıran bazı durumlar vardır ya işte onlardan biri de bu. Her zaman söyledim bundan sonra da söylemeye devam edeceğim sanki özellikle yapıyorlarmış gibi hukukçular bilişim ve bilgisayar dünyasının tam aksinde yer alıyorlar. Açık kaynak kodunun önemini ve anlamını keşfedemiyenler için New York’da bu sene çok güzel akademik bir sertifika programı düzenliyor…

Ayrıntılar : Wb Sitesi

Son olarak seminerle ilgili çok üzücü bir dip not…

please keep in mind that all participants will need to arrange for their own accommodations in the New York City area for the duration of the program.

« Geçmiş zaman olur ki