Bir Gecede Avrupa: Trenle Sofya

Tatlı bir parkta çocuklar ve Sofya şehir merkezi
Tatlı bir parkta çocuklar ve Sofya şehir merkezi

Kara trenin geciktiği hatta hiç gelmediği şarkıyı hepimiz biliriz. Bizler için tren, kara olup gelmezken özellikle Avrupa’nın çoğu ülkesinde ne o kadar kara ne de belki gelmez diye sorular sorduruyor. Her ne kadar ülkemizde son yıllarda tren yollarını yenilemek ve hızlandırmak için bir çaba olsa da toplam proje maliyetleriyle yıllık bütçeden ayrılan payı karşılaştırdığımızda -ki bazılarımız karşılaştırıyor- bu projelerin hızla tamamlanamayacağının farkına varıyorsunuz.

tcdd sofya afişiBu sebeple İstanbul çıkışlı tren yolculuğu fikri bir kaç rota dışında bizim için de pek ilgi çekici değildi ta ki bir sabah Marmaray  – CR2 – girişinde ilgimi son derece çeken bir slogana sahip afişi görene kadar. Trenle Bir Gecede Avrupa yazan afişte İstanbul çıkışlı Bosfor Ekspresi’nin seferlere tekrar başladığı müjdenleniyor ve bir gecede Avrupa’ya gidebileceğimizi söylüyordu.

Hem Avrupa’yı hem de trenleri çok seven biri olarak ben, bu cazip teklife karşı koyamadım ve böylece Bulgaristan seferimiz için araştırmaya başladım. İş bu yazı da nasıl gittim ne umdum ne buldum yazısı olarak ne zamandır yazılmayı bekliyordu sonunda vakit ayırabildim de yazmaya başladım.

Efendim malumlarınız Bosfor Ekspresi yeni bir tren değil. Eskiden de bu tren uzun yıllar arasında İstanbul ile Sofya arasında yolcularını ağırlamış onları Avrupa’nın sınırından içlerine doğru taşımış. Yazının başında belirttiğim gibi modernizasyon kapsamında Türkiye ile Avrupa’nın tren yolu bağı kesilince seferler uzunca bir süre farklı yöntemlerle sürdürülmeye başladı. Sonunda yenileme çalışmaları İstanbul – Edirne arasında tamamlanınca seferler tekrar başlamış oldu. Dolayısıyla Şubat 2017 itibariyle internette göreceğiniz İstanbul’dan Edirne’ye kadar otobüsle gidiyorsunuz cümleleri geçerliliğini yitirmiş durumda.

Hazırlık ve Trene Biniş

Ekin ile birlikte Sofya’ya gideceğimiz tarihi belirlemek için daha önceden Sofya’ya gitmiş kişilere fikir sorduk. Çoğu 3-4 günün yeteceğini söyledi. Özellikle az da olsa müze gezmeyi seviyorsanız bence de Sofya uzatılmış bir hafta sonu tatili için son derece uygun bir şehir.

Eski günlerinde Sirkeci Garı

Tarihlere karar verdikten sonra sıra bilet almaya geldi. Tren biletini TCDD’nin internet sitesinden ya da çağrı merkezinden almanız mümkün değil dolayısıyla siz ya da birinin İstanbul Sirkeci Garı’na gidip bileti elden alması gerekiyor. Tren bizim bindiğimiz tarihte dört vagon ve bir çekerden oluşuyordu. Vagonların üçü TCDD’ye ve diğeri de Bulgar Demir Yolları’na ait.

Tren ücretlerine baktığınızda Pullman vagon da var gibi gözükse de bu bilgi tren ücretinin hesaplanmasında kullanılan bir standart yüzünden ücret tablosunda yer alıyor. Daha açık bir anlatımla trende ya kuşetli ya da yataklı vagon var. Bulgar Demir Yolları vagonu da kuşetli sınıfta.

Kuşet ile yataklı vagonun temel farkı birisinin 4 diğerinin 2 kişilik olmasında. Kuşetli vagonda dört kişinin kalması mümkünken – karşılıklı iki grup yatak olan 2’li koltuk ve üstlerinde açılınca yatak olan eklentiler – yataklı vagonda tek grup koltuk ve üstünde ranza olan yatak eklentisi var. Yataklı vagonda diğer grup koltuk yerini kullanabileceğiniz küçük bir lavabo – kibarlık olsun diye yazmadım sadece lavabo var odada – ile bir buzdolabını da altında barındıran masaya bırakıyor. Bu sayede valizlerinizi koymak için ayrılan bir rafa da kolayca yer bulunmuş durumda.

Her yataklı kompartmanda bir iklimlendirme sistemi, gece lambası, kabin lambası ve yatakların başucunda bir okuma lambası ile gerekirse kullanabileceğiniz 220Voltluk bir priz de bulunuyor. Lavaboda hem sıcak hem su soğuk suya erişiminiz var. Benim tavsiyem yolculuğu yataklı vagonla yapmanız. Zaten 4 kişiden az kişiyseniz kompartmanda bir yabancı ile gitme riskini elemine etmeniz için tüm kompartmanı almanız gerekiyor. Bu durumda yataklı vagonla ücret aynı oluyor. Dolayısıyla iki kişiyseniz en temizi yataklıdan bilet almaktan geçiyor. Hemen küçük bir uyarı yapayım tren Sofya – İstanbul seferini yaparken yataklı vagonda olan koltuklar ters yönde kalıyor. Geri gidememek gibi bir durumunuz varsa aklınızda olsun.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Meraklısına yazayım her iki tip vagon da TÜVASAŞ üretimli TVS2000 serisinden ve tren hat elektrifiye edildiği için Hyundai Rotam ile TÜLÖMSAŞ tarafından ortak üretilen E68000 tarafından çekiliyor.

Bana gelen sorulardan biri vagonların temizliğiyle ilgili oldu hemen açıklayayayım. Siz trene binmeden önce kondüktörünüz yatağınızı yapmış oluyor. Benim gördüğüm kadarıyla her bir çarşaf ve yastık kılıfını tek başına olduğu bir poşeti yırtarak açtılar ve gördüğüm herhangi bir oteldeki kadar temizdi. Dolayısıyla eğer otele giderken yanınıza çarşaf ya da yastık kılıfı alıyorsanız buraya da alın almıyorsanız burası için de almanıza gerek yok. Aynı zamanda tren hareket ettikten sonra yine kondüktörünüz size iki adet otel terliği, iki temiz havlu ve bir de sabun getiriyor. Bunlar da son derece temizdi.

Trenin iaşesi ile ilgili son ve söylemem gereken en önemli şey bir yemekli vagonun olmaması. Evet trende bir yemekli vagon yok dolayısıyla yanınıza mutlaka “yolluk” bir şeyler alın. Su olur, atıştırmalık olur, kahvaltılık olur. Nasılsa buzdolabınız var oraya koyarsınız. Susayarak o yol geçmez benden demesi.

Treni tanıttıktan sonra bilet alma aşamasına gelelim. Biletinizi Sirkeci Garı’ndan uluslararası biletlerin satıldığı gişeden alıyorsunuz. Gara girince sağdaki gişeleri takip edin son gişeden sola dönün ve oradaki cama tıklatın diye tarif edeyim yerini. Biletleri almak için isim soyad yeterli. Kredi kartı geçiyor ama karta taksit gibi bir uygulamaları yok. Bulgaristan seyahati için size ya geçerli bir Schengen vizesi ya da geçerli bir Bulgaristan vizesi gerekiyor. Vize ile ilgili olarak bilet görevlilerinin herhangi bir bilgisi yok. Gidiş dönüş bilet alırsanız size toplamda 4 bilet veriliyor. Gidiş biletlerinizin dönüşte de yanınızda olması gerek aman diyeyim.

Sizin de bildiğiniz gibi İstanbul içinde hala bir banliyö hattımız yok dolayısıyla trene Sirkeci’den binmeniz mümkün değil. TCDD bunu düşünerek hattın şu anda geldiği son nokta olan CR3’ün başlangıç durağı Halkalı’ya ücretsiz servis koymuş durumda. Tren 22:40’da ve servis 21:30’da kalkıyor. Servise garın sol tarafında bekleme salonlarının açıldığı kapıdan çıkıp ulaşabilirsiniz.

Benim tavsiyem 20 civarında gara gitmek gar lokantası olan Orient Express’de akşam yemeğinizi yemek ve oradan da servise binmek şeklinde. Biz bu planımızı uyguladık ve serviste 4 yolcu 5 personel olarak yerimizi alıp trenimize ulaştık. Evet 4 yolcuydu toplamda.

Halkalı istasyonuna vardığınızda ilk farkedeceğiniz şey Halkalı’da bir istasyon olmadığı olacak. Şantiyenin içinden yayalar için ayrılmış bir yoldan geçip trene ulaşıyorsunuz ve biletlerinizi kondüktöre verip sizin için ayrılmış kompartmanınıza geçiyorsunuz. Kondüktörünüz biletlerinizi ve pasaportlarınızı kaydedip size imzaladığı biletleri geri veriyor. Dönüş biletiniz gidiş biletinize bağlı olduğu için gidiş biletinizin dönerken de yanınızda olması lazım aman diyeyim.

Yolun ilk 1 saati epey keyifli. İstanbul’un ne kadar da bitmediğini ve ne kadar da ışıl ışıl olduğunu izleyerek geçireceğiniz Edirne’ye doğru ilerliyorsunuz. Hat yeni olması sebebiyle de gayet konforlu ve keyifli. Yol boyunca mobil interneti neredeyse kesintisiz kullanabiliyorsunuz. Biz puhutv’den dizi keyfi yaparak ve bir yandan da atıştırarak ilerledik.

Kapıkule ve biz
Kapıkule ve biz

Tren bazı ana duraklarda çok kısa sürelerle duraklayarak Kapıkule’ye kadar geliyor. Hafızam beni yanıltmıyorsa Kapıkule’de saat 02:37’de oluyorsunuz. Bu saate kadar uyuyup uyumamak tamamen size kalmış durumda. Siz Kapıkule’ye geldiğinizde Sofya’dan hareket eden tren de Kapıkule’ye varmış oluyor. Burada trenden iniyor ve istasyon binasına gidiyorsunuz.

İstasyon binasında polis için ayrılmış alanda pasaport kontrolüne giriyor ve pasaportunuzu damgalatıyorsunuz. İnternette polisin geç geldiğine dair yazılar okudum ama bizim yolculuğumuzda hem gittiğimizde hem döndüğümüzde polis gelmişti. Bu nokta için şimdi size altın değerinde bir tavsiye veriyorum. Yurt dışı çıkış pulunuzu buradan almaya çalışmayın birkaç gün önceden gidin bankadan paşa paşa yatırın. Gecenin üçünde 15 lira ödemek bir dert olduğu kadar yanınızda bir de TL yoksa epey eğlenceli anlar yaşıyorsunuz gümrük muhafaza memurlarıyla. Ekin sağolsun biz zaten hep bankaya yatırdığımız için burada bir sıkıntı yaşamadık.

Bu arada şaka yapmıyorum istasyonda bir de Duty Free mağazası var. Tren gelince açılan küçücük dükkanda tütün, alkol ya da sigarayı tıpkı havalimanında olduğu gibi alabilirsiniz. Siz pasaportunuzu onaylatırken o ana kadar kahrınızı çeken E68000 trenden ayrılıyor ve yerine Bulgaristan’dan gelen bir çeker bağlanıyor. Hemen hemen 1 saat içinde yola çıkıyorsunuz bu 1 saatte isterseniz odanıza dönün isterseniz hava alın size kalmış.

Tren hareket ettikten sonra size vaaddetiğini yapıyor ve gecenin bir yarısı sınırı geçiyorsunuz. Sınırı geçtikten çok az sonra trene birkaç gümrük memuru biniyor ve odanıza şöyle bir göz gezdiriyorlar. Bundan sonra trenin Bulgaristan’daki ilk mola noktasına geliyorsunuz gümrük polisi gelip pasaportunuzu alıyor ve damgalayıp geri getiriyor. Bundan sonra Sofya’ya varana kadar kesintisiz bir uyku sizi bekliyor.

Biz Sofya’ya biraz gecikmeli vardık. 08:45’te varış planlayan tren 10:30 gibi Sofya’ya vardı. Dolayısıyla yanınızda mutlaka kahvaltılık bir şeyler olsun. Sofya tren istasyonu AB fonlarıyla yeniden yapılmış küçük, tatlı ve modern bir gar binası. Trenden inerken farkediyorsunuz ki Bulgaristan’a girdikten sonra durduğunuz çoğu yerde trene yeni vagonlar eklenmiş böylece 5 vagonlu tren 10 vagonlu olarak Sofya’ya varıyor.

Bulgaristan Latin harflerini kullanmıyor dolayısıyla tabelaları okumanız biraz problemli olabiliyor ama tren istasyonu zaten küçük ve yönlendirmesi iyi. İstasyonda hem atıştırmalık bir şeyler bulabileceğiniz bazı mekanlar hem de para bozdurabiliyorsunuz. Para demişken Bulgaristan henüz Euro bölgesine dahil değil ve kendi para birimleri Leva’yı kullanıyorlar. Biz gittiğimiz dönemde 4 TL 2 Leva ve 1 Euro’ya eşitti. Yani Leva’yı ikiyle çarpıp TL karşılığını ikiye bölüp Euro karşılığını bulabilirsiniz. Ben her şeyi ikiye böldüm böylece yaptığım her harcamaya ay sadece şu kadar Euro tuttu çok ucuz ülke kız burası dedim. Ne demek efendim züğürt tesellisi 🙁

Yeşile Hasret İstanbullu ve Sofya

Diğer gezi yazılarında olduğu gibi gittiğim yeri anlatmak yerine tren anlattığım bu yazının şu noktasına kadar geldiyseniz ya beni seviyorsunuz – hello arkadaşlar – ya da gerçekten Sofya’ya gitme gibi bir planınız var.

Sofya, Bulgaristan’ın hem başkenti hem de en büyük şehri. Aynı zamanda ülkemize en yakın ikinci başkent olma ünvanına da sahip. Bu büyük kent 1.2 milyonluk dev nüfusuyla İstanbul ile yarışı…. şaka şaka. Sofya 1.2 milyonluk bir şehir de İstanbul ile yarışır bir yanı yok. Biraz yayılarak yerleştikleri için geniş bir şehir gibi gelebilir de sonuçta İstanbul’dan giden bir insan için “el kadar” diyebiliriz.

Sofya’da ilk yerleşim çok çok eski zamanlara dayansa da bugünki Sofya’nın temelleri İsa’dan önce 7-8. yy’da atılmış. Keltlerin Serdi kolu tarafından şehrin işgal edilmesiyle birlikte Serdika ismini alan şehir bu ismi çok uzun süre kullanmaya devam etmiş. Milattan hemen önce Roma tarafından fethedilen kent, savaşlardan pek uzak kalamamış ve bir çok kez isyanlara ve işgalle ev sahipliği yapmış. 1382 yılında Osmanlı tarafından işgal edilen Sofya 1879 yılına kadar çok çok kısa bir kaç aralık dışında Osmanlı yönetimde kalmış. Bu süreçte ciddi bir şekilde Osmanlı mimarisinin etkisinde olan kentte bugün hala bazı Osmanlı eserlerine de rastlamak mümkün.

Sofya ismiyse şehirde yer alan ve Slav etkisinin görüldüğü Aziz Sofya Kilisesi’nden geliyor. 1359 yılında ilk kez Sofya isminin kullanılarak anlatılan şehir Osmanlı tarafından da Sofya olarak anılmış. Nihayet 1879 yılında şehrin ismini ne koyalım diye sorulduğunda halk Sofya (Sofia) ismini seçmiş ve şehrin resmi ismi Sofya olmuş. Büyür ama asla yaşlanmaz! diye bir sloganı olan şehir 1879’dan sonra da pek çok farklı yönetimin etkisinde kalmaya ve onlardan etkilenmeye devam etmiş.

Coğrafi açıdan bakıldığında Sofya, Vitosha dağının eteklerindeki düz ovaya kurulmuş bir şehir. Avrupa’nın belli başlı şehirlerinden farklı olarak bu şehir ne deniz kenarında ne de büyük bir ırmak kenarında. İçinden bir su yolu geçiyor ama bu da Avrupalı kardeşleriyle karşılaştırılabilecek kadar büyük değil. Dağı saymazsak – ki koca dağı saymadan nasıl olacak bilmiyorum – epey düz bir şehir Sofya. Dolayısıyla yürümek hem eğlenceli hem çok yorucu değil.

Etrafı dağlarla çevrili olduğu için çok yeşil olmasına rağmen hava kirliliğinin yoğun olduğu bir şehirmiş Sofya. Hatta Avrupa’nın en kirli havasına sahip başkent ünvanını taşıyormuş. Biz artık kaloriferlerin yanmadığı bir zamanda gittiğimiz için havası o kadar da kirli gelmedi.

Sofya’ya gideceğimi söylediğim birçok kişi Sofya’dan insanlar Edirne’ye gezmeye geliyor ne yapacaksın orada diye epey bir şaşırdılar hatta şaka yaptığımı sandılar. Yine de biz yılmadık ve yolumuza devam ettik şimdi düşününce iyi ki yılmamışız diyorum.

Sofya’da oteller genelde şehrin turistik merkezlerine yakın yerlerde ve uygun fiyatlara konaklama imkanı sunuyorlar. Biz Alexander Nevsky katedraline yakın bir otel olan Best Western City Premium otelde kaldık epey de memnun ayrıldık. Eğer kumar oynamak gibi bir amacınız yoksa bu oteli kesinlikle tavsiye ederim.

Sofya gezimiz temelde birbiri ile kesişen iki aks üzerinde gerçekleşti. Bu akslardan ilki sonunda dağa vardığınız ve Sofya’nın kalbi diyebileceğim Vitosha caddesiyle üniversiteden başlayıp Vitosha caddesinin başına kadar uzanan Tsar Osvoboditel caddesi. Bir turist olarak görmeniz gereken birçok eser bu iki cadde üzerinde yine pub ve restoranları ve pek güzel parkları da bu iki caddeye açılan sokaklarda bulmak mümkün.

Tatlı bir parkta çocuklar ve Sofya şehir merkezi
Tatlı bir parkta çocuklar ve Sofya şehir merkezi

Başlıktan da anlayacağınız gibi özellikle bir İstanbullu açısından Sofya oldukça yeşil bir kent. Şehir merkezinin bir çok yerinde irili ufaklı epey park bulmanız mümkün. Bu parklar bizim park anlayışımızdan farklı olarak iki beton arasına zorlama peyzajlardan çok insanların keyif alabileceği çimenlerden ağaç gölgelerinden ve patikalardan oluşuyor. Bu sayede soluklanmak istediğiniz zaman betondan yansıyan güneşin alnında değil ağaç altlarına yer bulmanız mümkün oluyor. Bizim görebildiğimiz kadarıyla parklar epey temiz ve düzenliydi. Gençlerin özellikle hafta sonu akşamları parklara akın etmesi ayrı bir güzel. Sofya’da park ve bahçelerde içki kullanmak yasak ama çok büyük bir olay çıkartmadığınız sürece kimse içki içip içmediğinizle ilgilenmiyor(muş).

Yeme içme açısından da Sofya son derece hatta Avrupa’ya gitmeye alışmış bir turist için şaşırtıcı biçimde ucuz bir şehir. Bulgar ekonomisi pek hareketli değil üretim çok yüksek olmadığı için gelir de yüksek sayılmaz ve dolayısıyla hayat da buna göre şekillenmiş durumda. Tarım ve hayvancılık konusunda biraz da eski zamanların etkisiyle epey ilerde oldukları için özellikle et bize göre komik derecede ucuz. Hal böyle olunca restoranlarda büyük porsiyonları İstanbul’un üçte bir fiyatına yiyebiliyorsunuz. İçki konusunda da benzer bir durum var sanıyorum vergilerin azlığından ve Bulgarların içkiyi sevmesinden ötürü içki de son derece ucuz.

Bir İskandinav ülkesi kadar olmasa da Bulgarlar da birayı menülerde meşrubat / soft drinks kategorisine koyarak beni benden aldı.

Bu kadar uzun uzun anlattıktan sonra gezdiğimiz ve görmeniz gerektiğini düşündüğüm birkaç yer tavsiyesi vererek bu yazıyı toparlayayım yoksa bir türlü bitiremeyeceğiz.

Aziz Alexander Nevsky Katedrali ve Çevresi

Ortodoks dünyası için çok önemli bir Aziz olan Alexander Nevsky adına ithaf edilen bu katedral Sırplar daha büyüğünü inşa edene kadar Balkanlar’ın en büyük katedraliymiş. Dışarıdan son derece görkemli duran bu yapı aynı anda 10.000 kişiyi alabiliyor ve içi de dışarısı kadar görkemli. Yapı Osmanlı – Rus savaşında ölen askerleri anmak adına 1882 yılında inşaa edilmeye başlamış ve 1912 yılında açılmış. Tarihi çok eskiye dayanmasa da Sofya ile ilgili göreceğiniz beş kartpostalın üçünde bu katedralin yer aldığını göreceksiniz.

KatedralKatedralin etrafı da son derece geniş bir meydana açılıyor. Katedralin girişine karşıdan baktığınızda sağınızda yer alan cadde üzerinde Bulgar Meclisi’ni görebilirsiniz bu binanın hemen yanında ise bence son derece görkemli bir şekilde Sofya Üniversitesi’nin ana binası uzanıyor. Üniversite’nin hemen altında yer alan metro alt geçidinde turizim danışma bürosu yer alıyor. Alt geçitte aynı zamanda Almanya’nın ünlü markası DM’nin bir dükkanı da var.

Katedralin sol tarafında yer alan caddede Bulgar Ulusal Opera ve Balesi var. Kısa Bulgaristan gezimizde burada Don Kişot’u da izledik. Salon çok güzel ve bakımlı ve topluluk da son derece başarılı olunca keyifli zaman geçirdik. Eğer sezonda giderseniz bence bakmayı ihmal etmeyin.

Hemen arkanızdaki parkta daimi bit (hadi antika diyeyim) pazarını bulabilirsiniz. Pazarda özellikle Sovyet döneminden kalma epey eski eşya bulmak mümkün. Keplerden eski askeri eşyalara kadar epey şey var. Özellikle rozet ya da madalya gibi şeylere ilginiz varsa burası tam sizlik.

Sol tarafınızdaki küçük parkta Meçhul Asker anıtı var. Askerlerin anısına -sanırım- Ruslardan gelen bir adetle sönmeyen bir ateş yakılıyor. Burada bir fotoğraf çektirebilirsiniz. Anıtın hemen arkasındaysa katedralin gölgesinde kalan ama bir yandan da Sofya’ya ismini veren Aziz Sofya kilisesini görebilirsiniz. Bu kiliseyi ve altında yer alan kalıntıları Sofya’nın tarihini anlamak için mutlaka görmenizi öneririm.

Roma döneminden bu yana üste üste pek çok yapının kurulduğu bu alanda Jüstinyen (her ne kadar iki Jüstinyen olsa da dikkatli okuyucular ilkini kastettiğimi ve kendisinin döneminde günümüze gelen Ayasofya’nın da (daha dikkatli okuyucularım aslında kaç tane Ayasofya olduğunu zaten bildiği ve konumuzda bu kadar dikkate de ihtiyaç olmadığı için daha az dikkatli okuyucularla aşırı dikkatli okuyucular hala okumakta oldukları bu parantez içini hızla geçebilir.) tarafından inşa ettirilen bu küçük kilise yıllar içinde restore edilmiş ve temelinde yer alan diğer kalıntılara da ulaşılarak hem dini törenlerin yapıldığı hem de müze olan bir yer haline getirilmiş durumda.

Bu kilisenin sağından ve solundan geçen caddelerin kesiştiği noktadan tramvaya doğru inen sokağa girdiğinizde (Georgi Benkovski) biraz ileride sağınızda Skarbar’ı göreceksiniz. Et seviyorsanız kesinlikle deneyin derim. Biz yedik ve çok memnun kaldık. Porsiyonlar son derece büyük ve lezzetli. Akşam için rezervasyon gerekiyor olabilir. Son olarak mekanda kredi kartı geçmiyor. Dolayısıyla yanınızda Leva olmadan gitmeyin.

Tsar Osvoboditel ve Dondukov Bulvarları

Biraz yukarıda da belirttiğim gibi şehirin iki ana aksından biri olan Tsar Osvoboditel bulvarı hem altın renkli parke taşlarıyla hem de şehrin önemli tarihi binalarını barındırmasıyla diğer caddelerden farklı bir cadde. Sağlı sollu binaların arasında orduevi, modern sanat müzesi, İtalyan konsolosluğu gibi son derece güzel cepheleri olan binalar yer alıyor.

Süs havuzu ve dansçı
Süs havuzu ve dansçı

Caddeden Vitosha’ya doğru yürürken Ulusal Sanat Galerisi’nin karşısında ve sizin solunuzda kalacak “Şehir Bahçesi” parkını mutlaka gezin. Bu güzel dikdörtgen şekilli parkın caddeye uzak olan kısa kenarında Bulgarlar için özel bir yeri olan Ivan Vazov’un adını taşıyan tiyatroyu ve güzel bir süs havuzunun çevresine yerleşmiş kafeleri bulabilirsiniz. Ben bu noktayı özellikle çok sevdim umarım siz de keyif alırsınız.

Parka gelmeden birkaç yüz metre önce caddenin parkla aynı tarafında olan Boom! Burgers’ı da hamburger sevenlere tavsiye etmek isterim. Hafif bir hipster havası olan restoran gerçekten çok iyi hamburger yapıyor.

Ana caddede ilerlemeye devam ettiğinizde kendinizi yine bir üçgen kesişimde ve tam da yapılış amacına uygun şekilde kendinizi minik hissetmenizi sağlayan binaların arasında buluyorsunuz. Caddelerin kesiştiği parsele yapılan dev binanın karşısına geçip dikkatle baktığınızda arma için yapılan yerde 1990 sökülmüş olan Orak ve Çekiç’in izini görebilirsiniz. Binanın tepesinde bulunan Kızıl Yıldız ise yine aynı yıl helikopter ile sökülmüş ve müzeye taşınmış durumda. Solda kalan binaysa hükümete ev sahipliği yapar durumda. Yine bu cadde üzerinde sosyalist dönemde inşaa edilmiş tek alışveriş merkezi olan TZUM’a da ev sahipliği yapıyor. Görkemli bir bina olmasına rağmen biz gezmedik. Dondukov caddesine ilerlerseniz biraz ileride sağda başkanlık sarayını görebilir ve önündeki askerlerin geleneksel tören kıyafetleri içinde nöbet değiştirmesini izleyebilirsiniz.

Hükümet binası aynı zamanda son derece ilginç bir açık hava müzesine de ev sahipliği yapıyor. Yol seviyesinin altına indiğinizde kentin Kelt yerleşimcileri tarafından yapılan ilk yerleşimleri ve şehri o zaman çevreleyen surları gezebilirsiniz. Bir göz atılabilir. Bana katman katman yükselen bu tarih eserler çok ilginç geldi. Açık hava müzesini bitirdiğinizde karşınıza Mimar Sinan tarafından tasarlanmış olan Banyabaşı Camii’ni göreceksiniz. Sofya’da kalan nadir Osmanlı eserlerinden bir olan cami, güzel bir bahçe içinde. Cami’nin hemen arkasında ise yine güzel bir mimariye sahip Roman hamamını görebilirsiniz ve eğer sülfür kokusu sizi rahatsız etmiyorsa kaplıca suyunu tadabilirsiniz.

TZUM’a sırtınızı verdiğinizde ise karşınıza Azize Sofya heykeli çıkacak. Yüksek sütunun üstünde duran bu heykelin yerinde daha önce bir Lenin heykeli olduğunu söyleyeyim. 2000 yılında dikilen heykelin bazı Bulgarlar tarafından fazla Pagan ve erotik bulunduğu söylense de ben buna katılmıyorum.

Vitosha Caddesi ve Final

Bu noktaya kadar geldiyseniz artık Vitosha ile kesiştiğimiz noktadasınız. Bu uzun ve trafiğe kapalı caddenin tadını çıkarmadan önce önünde aslan heykelleri bulunan adalet sarayının önünde biraz soluklanın ve 365 Derneği ile tanışın. Benim bugüne kadar gördüğüm en ilginç derneklerden biri olan 365 adını takvimden alıyor ve çok basit bir amacı var. Yılın 365 günü hava nasıl olursa olsun ya da kaç katılımcı olursa olsun her gün aynı yerden aynı saatte – 11 ve 18 – tamamen ücretsiz bir yürüyüş turu başlatıyorlar. 2 saat süren bu tur tamamen ücretsiz ve İngilizce olarak yapılıyor. Geride kimseyi bırakmadıkları için bir grup dolsa bile hemen yeni bir rehber geliyor ve siz onun grubuna dahil oluyorsunuz. Herhangi bir kayda gerek yok orada olun yeter. Tur size gösterdiği hiçbir yere girmiyor sadece önünden geçiriyor ve temel olarak yukarıda anlattığım her yeri 2 saat içinde görüyorsunuz. Sonra da beğendiğiniz müzelere giriyorsunuz.

Gelecekte böyle bir uygulama keşke İstanbul’da da olsa diye içimden geçiriyorum. Kim bilir belki Topkapı Sarayı’nın önünde sıra beklemeyin diye fahiş fiyatlara bilet satmaya çalışan “profesyonel” rehberlerimiz de kendine çeki düzen verir. (mesaj verdim)

Vitosha caddesi trafiğe kapalı ve Sofya’nın alışveriş ve eğlence kalbinin attığı caddesi diyebiliriz. Sıra sıra dükkanların yanı sıra çeşitli pub ve kafelerde bu caddede yer alıyor. Biz genelde yemek yemek için değil bir şeyler içmek için çeşitli mekanlara oturduk. Bu cadde üzerinde özellikle tavsiye edeceğim mekansa Ale House. Kendi birasını yapan Ale House bu birayı çok ilginç bir şekilde dağıtıyor. Her masada bir keg ve sayaç var. Yani biranızı kendiniz servis ediyorsunuz. Bira taze ve pastörize edilmediği için lezzetli bir tada sahip. Yemekler de başarılı. Değişik bir deneyim yaşamak için buraya bir uğrayın derim. Bu arada aynı mekan son derece gotik isimlere sahip özel biralar da yapıyor onları da deneyebilirsiniz.

Cadde üzerinde sağlı sollu dondurmacıları da tavsiye ederim farklı çeşitlerde güzel dondurmalar yiyebilirsiniz. Öte yandan alışveriş yapmak istiyorsanız burada farklı mağazaları da bulmanız mümkün.

Vitosha caddesinin sonunda Kültür Sarayı ve park yer alıyor bundan sonraysa yollar sizi yavaş yavaş dağa ve çevresindeki milli parka götürüyor. Biz ne yazık ki dağa çıkacak vakit bulamadık. Dağa çıkan iki farklı teleferik hattı olduğunu şimdiden ekleyeyim. Bir kez daha Sofya’ya gittiğimde mutlaka dağa çıkacağım.

Lenin ve Ben
Lenin ve Ben

Tavsiye edip etmediğime emin olmamakla birlikte son olarak bir de Totaliter Sanat Müzesi’nden bahsetmek istiyorum. Şehrin biraz dışında ve ancak tramvay ile ulaşabileceğiniz bu müze Sovyet döneminden kalma heykel, büst ve resimlere ev sahipliği yapıyor. Özellikle dönemin izlerini sürmek istiyor ve parti binasının üstünden kızıl yıldızı ve şehrin merkezindeki Lenin heykelini yakından görmek istiyorsanız bu müzeye gidebilirsiniz. Müzeye gitmek için şehrin 2 hatlı metrosunu kullanabilirsiniz. Eğer kombine bilet almadıysanız aldığınız biletin sadece satıldığı istasyonda geçerli olduğunu unutmayın. Yani gün içinde bol bol kullanırım diye aynı istasyondan birden fazla bilet almayın.

Sofya, bizim için güzel bir havada çok keyifli vakit geçirdiğimiz bir şehir oldu. Bu küçük şehrin bizi bu kadar eğlendireceğini beklemiyordum açıkçası. Sadece Sofya değil aynı zamanda şehre gidişimiz ve dönüşümüz de trene hasret kalmış bizler için yeni bir macera oldu. Eğer Schengen vizeniz yoksa sadece Sofya’yı görmek için Bulgaristan vizesi almaya değer mi çok emin değilim ama yok Schengen vizeniz varsa bu büyüyen ama asla yaşlanmayan güzel şehri mutlaka görmenizi tavsiye ederim.

 


Also published on Medium.

Akın Ömeroğlu hakkında 19 makale
a lawyer who can sell Linux kernel...

5 yorum

  1. Merhaba..
    Yazı pek güzel olmuş, eline sağlık..
    Trenlere dair her türlü bilgi ile bu tür deneyimlerin yer aldığı Rail Turkey Seyahat’te birkaç cümlelik bir alıntı ve bir foto ile bu yazınıza yer verip buraya link vermek isterim. Eğer uygun bulursan tren seyahatinizden güzel ve yüksek çözünürlüklü bir fotoğrafa ihtiyacım olacak. Benzer bir şekilde alıntıladığım (izin alarak) bir örnek şu: https://seyahat.railturkey.org/2017/07/12/bosfor-ekspresi-ile-sofya/
    Selamlar.

  2. Sevgili Akın,

    Yazın o kadar güzel ki, en azından Rail Turkey üzerinden araştırma yapanlar mahrum kalsın istemiyorum.

    Biraz da linux sevmenden, bu kadar yol gösterici bir yazı yazmandan yola çıkarak, “belki de cevap gönderdi, elime ulaşmadı” diye umarak, izin konusunu çok önemsememe ve avukat olmana rağmen resmini kullanarak alıntı yapmaya karar verdim. 🙂

    Daha önce yazmıştım, alıntı 1-2 cümle, ve esas olarak sitene yönlendirmeyi amaçlıyor.

    Yarın öğlen yayınlanacak. Kısa adresi: https://wp.me/p8vvBY-xA

    Herhangi bir sebeple istemiyorsan maille bildirirsen sevinirim. Durdurur, veya kaldırırım.

    Olumlu bakarsan da, şimdiden çook teşekkürler.

    Selamlar.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*