Bir Heidelberg Gezisi – I: Almanya hakkında genel bilgiler

Heidelberg şatosundan

Genelde blog yazabilmek için gerekli motivasyonun heyecanlı bir yaşam sürmek olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla da o kadar sık yazmıyorum. Bir yazıya nasıl başlamak konusunda bir türlü karar veremediğim için bu girişi kendime bir başlangıç cümlesi olarak seçtim.

Sevgili eşim doktora tezini bitimek için üç ay süresince pek sevgili Almanya’nın çok sevimli kenti Heidelberg’e gitti. Valizler ağır[60 kg] ben de son derece güçlü bir kişi[100+ kilo] olduğum için yolculuğun başına katılma fırsatı buldum. Hem şehri çok sevdiğimden hem de ne zamandır yazacak bir şey bulamadığımdan bari bu güzel kentle ilgili görüşlerimi yazayım dedim.

Nerede bu Heidelberg?

Heidelberg, Almanya’nın güney batısında Frankfurt’un çok az[1 saat] güneyinde kalan bu sayede iklimi Almanya’nın kuzeyine göre daha ılıman olan tatlı bir bölgesinde. Neckar nehrinin iki kenarına kurulmuş olan bu kentin eski kent olarak adlandırılabilecek kısmı Almanya için yüksek sayılabilecek iki dağın arasına kurulmuş durumda. Wikipedia’ya göre Odenwald ormanının içinde yer alan kent Frankfurt’a yakınlığı sayesinde İstanbul’dan çok kolay ulaşılabilir durumda.

Frankfurt’un çok büyük bir aktarma noktası olması nedeniyle bir çok hava yolunun uçuşlarıyla kolayca ve ucuza Frankfurt’a ulaşmak mümkün. Bizim gidiş uçağımız THY’nin 08:05 Yeşilköy hareketli uçağıydı. Bu uçak sanıyorum diğer aktarma seferlerine yolcu taşıdığından genelde geniş gövdeli[çift koridorun havalısı] oluyor ve bu sayede gidiş açısından bilet fiyatları da genelde uygun oluyor. Dolayısı ile THY ile uçmayı düşünenler gidişte bu uçağı tercih edebilirler. İstanbul’dan 3 saat 20 dakika süren bir uçuşla Frankfurt’a ulaşabilirsiniz. Almanya bizden 1 saat geride olduğundan gidiş epey kısa sürüyor.[işte izafiyet]

Frankfurt hava limanına indiğiniz zaman Heidelberg’e gitmek için bir kaç yol bulunuyor. Ucuzdan pahallıya doğru sıralayacak olursak bunlar: Otobüs, tren, über! Otobüs, Almanya’nın genelinde olduğu gibi son derece ucuz bir ulaşım aracı. Bununla birlikte bizim hava(ta)ş’lar gibi Frankfurt ile Heidelberg arasında düzenli bir sefer yok. Yapılan seferler belli bir şehirden gelip de hem havalimanına hem de Heidelberg’e uğrayan otobüs seferleri. Dolayısı ile tavsiyem hem saatlerini çok önceden öğrenmeniz (uçaktan inip 5 saat havalimanında beklemek zorunda kalmayın) hem de biletinizi önceden internetten almanız. Über, havalimanından Heidelberg şehir merkezine yaklaşık €160 tutuyor. Biz tahmin edebileceğiniz gibi bu yolu tercih etmedik [şaşırtıcı]😛

Trene deyince elbette Almanya’nın ilk görünüşte karışık gelen DB şirketi ve tren yolu sistemi ile tanışmanız gerekiyor. Eğer Almanya’da ilk defa tren yolculuğu yapacaksanız ve bizim gibi tren yolculuğunun Almanya’ya göre az[iyimser bir yaklaşım] geliştiği bir ülkeden geliyorsanız tren çeşitliliği ve sayısı kafanızı bir miktar karıştıracaktır. Aslında sistem son derece basit. Şehir içinde tramvaylarla başlayan raylı sistemler yavaş yavaş şehirlerle dış mahallelerini birbirine bağlayan daha büyük trenlere onlar da şehirlerle daha büyük şehirleri birbirlerine bağlayan ekspress trenlere bırakıyor. Büyük şehirlerse birbirlerine bizim YHT sistemi gibi daha hızlı trenlerle birbirlerine bağlanmış durumda. Tek günde erişilmeyecek mesafeler ya da özel rotalar içinse ayrıca yataklı trenler de bulunuyor. Aynı hat ve benzer rotalarda giden bu kadar çok tren varken de elbette sistemi çok yakından tanımayanlar için bir miktar kafa karışıklığı olması doğal oluyor. Ben de bu kafa karışıklığına epey sahip olduğum için trenleri biraz araştırdım. Merak edenler için bu trenlerin neler olduğuna kısaca bir bakalım. (Gezi yazısı diye geldik tren çıktı ya bu)

S, SE: İlki bildiğimiz tramvay ya da o tadı yakalayan trenler. İkincisi ise şehir ekspresi dediğimiz uydu kentleri merkeze bağlayan trenler.

RB, RE, IRE: Sırasıyla bölgesel tren, bölgesel ekspress ve bölgeler arası ekspress trenler. Yine sırasıyla küçük şehirleri büyük aktarma şehirlerine ve büyük şehirleri de birbirine bağlayan bölgesel trenler.

EC, IC, ICE ve ICS: Konu bu trenlere geldiğinde yavaş yavaş cüzdanınızın ısınmaya başladığını hissedebilirsiniz. EC ve IC şehirlerarası giden hizmet kalitesi ve hızı R serisi trenlere göre daha hızlı olan ve genelde uzun mesafe giden trenler. ICE ise sonundaki E’den[Ekspress] anlayabileceğiniz gibi Almanya’nın yüksek hızlı trenleri. Bu trenler hem Alman sınırları içinde hem de yurt dışına seferler yapan güzel arkadaşlar. Bu tip trenlerde 1. ve 2. sınıf ayrımı olup hemen her trende bir yemek vagonu da ayrıca bulunuyor. ICS[InterCity Sprinter] dediğimiz arkadaşlar ise ekspressin de ekspresi diyebileceğimiz bir tren. Hızlı trenler rotaları üzerinde olan büyük şehirlere ya da önemli noktalara (liman, havaliamanı) uğrayan ve buradan yolcu alan bırakan trenler. ICS dediğimiz trenlerse başlangıç ve bitiş durakları arasında mola vermeyen trenler. Bunlar diğerlerine göre genelde daha azlar ve Alman iş dünyasına hitap eden trenler.

N ve D: N tek başına olan bir tren tipi değil ve yukarıda yer alan arkadaşların sonuna ekleniyor. Bir tren ICN, RBN diye isimlendirildiyse bu trenin yataklı olduğu anlamına geliyor. D ise özellikle geceleri olan bir tren tipi. Daha az popüler olan ya da işletmenin sefer yapmak istemediği zamanlara konan ve gece seferi diyebileceğimiz bu trenler uzun yollar alan arkadaşlar. İngiltere’nin hayalet trenleri gibi bu arkadaşların bir kısmı da hayalet tren olarak isimlendirilebilir.

Artık sınıfları bildiğinize göre yolculuğunuzu daha rahat planlayabilirsiniz. Havalimanından şehre ulaşmak için iki farklı rota var. Bunlardan ilki Mannheim şehrine gidip oradan Heidelberg’e geçmek. Diğeri de Frankfurt’a gidip oradan şehre gitmek. İlk rotada önce ICE sonra da S sınıfı bir trene binmeniz gerekiyor. İkinci rotada ise önce S sınıfı daha sonra EC sınıfı bir trene binmek gerek. Yukarıdan da anlayacağınız gibi ICE trenler Almanya’nın en pahallı trenleri ve her ne kadar kısa bir yol gidecek de olsanız iki rota arasında €6 bir fark var kişi başı. İlk yol 56 dakika sürerken ikinci trense bir saat yirmi dakika sürüyor.

Tren biletinizi daha önce internetten alabileceğiniz gibi havalimanına indiğiniz zaman bilet bürosundan da alabilirsiniz. Burada kuyruğa girmenin hiç gereği yok zira bilet satan DB otomatlarında Türkçe bir dil seçeneği olarak mevcut. Düzgün yapılmış çeviriler sayesinde hiç sıkıntı çekmeden biletinizi alabilirsiniz. Hem nakit hem de kredi kartı ile alma seçeneği var otomatlarda. Bilet alma adımlarından birinde seyahat planını yazdır seçeneği var. Bunu yaparsanız hem ilk bineceğiniz hem de aktarma treninizin peron ve kalkış bilgilerini yazılı olarak alabilirsiniz ki alın bence elinizde olsun. Bu arada iki çeşit tren bileti var. Bunlardan ilki spesifik olarak o trene bilet almanızı sağlıyor. Eğer gecikme dışında bir sebeple treni kaçırırsanız biletiniz yanmış oluyor. Diğer ve standart diyebileceğim biletse size üzerinde yazılan yöne kadar o sınıf ve o sınıfın altında yer alan tüm biletlere 24 saat binme hakkı veriyor.

Frankfurt tren garı (cc-by-sa / Rob Hurson)
Frankfurt tren garı (cc-by-sa / Rob Hurson)

Dolayısıyla eğer aktarma trenini kaçırmaktan korkuyor ya da gelmişken biraz da Frankfurt tren garında fotoğraf çektiririz[çektirin güzel bina] diyorsanız bu standart bileti almak daha mantıklı. Tabi tahmin edeceğiniz gibi spesifik bilet daha ucuz.

Heidelberg özelinde benim tavsiyem yarım saat uzun yol gitmeyi göze alıp Frankfurt üzerinden gitmeniz. Zira burada iki tren arasında daha uzun bir bekleme süresi var böylece rahatça diğer treni yakalayabilirsiniz. Mannheim’da ICE’den inmekle S3’ü yakalamak arasında sadece 3 dakika var ki kısa bir mesafe olmasına rağmen valizle[60 kg demiş miydim?] yürümek zor olabilir. Her iki yolda da bölgenin doğa örtüsünün küçük köy ve kasabalarının ve tatlı tren istasyonlarının keyfini çıkarabilirsiniz.

Yazıyı hazırlarken geçen zaman içinde bir kez daha Heidelberg’e gitme fırsatım oldu. Dilerseniz bu yolculuğu otobüs ile de yapabilirsiniz. Eğer en ucuz bileti yakalarsanız tek yön bileti sadece €5 tutuyor ve otobüsler de tren garının 1 numaralı peron tarafından çıktığınız sokaktan kalkıyor. Meraklısına şuradan

Hala gelmedik mi kardeş?

Geldik geldik panik yok. Trenler çok gelişmiş gerçekten adlı güzellememden sonra sonunda Heidelberg merkez istasyonuna varmış durumdayız. Perondan istasyona çıkın ve dükkanların olduğu tarafa doğru dönün. İstasyon binası içinde Sözcü bile bulabileceğiniz bir kitapçı ve bir market mevcut. Bu bilgiyi aklınızda tutarak istasyondan çıkabilirsiniz.

İstasyondan çıkın ve karşınıza çıkacak olan turist bilgilendirme merkezine adımınızı atın. Merkezin girişinde İngilizce turist haritaları bulabilir bazı hediyelikler alabilir ve dilerseniz Heidelberg’in turizm kartı olan HeidelbergCard alabilirsiniz. Bu sevimli kart size Heidelberg’de yapılacak bazı etkinliklerde indirimli ya da ücretsiz bilet verirken aynı zamanda ulaşımda da destek oluyor. Almanya’ya gideceklerin şaşıracağı bir diğer şey de şehir içi ulaşımdaki ücretlendirme ve denetim konusu olacak. Siz kart işlemlerinizi yaparken ben bir de bu konuda güzelleme yapayım (Berlin övüp Kayseri’de ölmem umarım Allahım ya…)

Bizim ülkemizde ve diğer bir çok ülkede malumunuz olduğu gibi toplu taşıma araçlarına binmek için ya bir turnike aşmanız ya da her bir binişiniz için bir bilet vermeniz gerekir. Almanya’da bu durum tam olarak öyle işlemiyor. Peronlardan binilen taşıtlarda perona giriş için herhangi bir turnike göremeyeceksiniz. Hakeza otobüslerde de ön kapıdan binip illa bilet vermenize gerek yok çünkü Almanya’da sistem bu şekilde değil güvene dayalı olarak işliyor. Bir toplu taşıma aracına bindiğinizde eğer süresiz bir biletiniz varsa bunu kimseye ibraz etmenize gerek yok. Eğer bir seferlik bir biletiniz varsa bunu bindiğiniz taşıttaki makineye deldirmeniz gerekiyor. Sistem önceden haber verilmeyen – ve benim hiç rastlamadığım – rastgele kontrollerle denetleniyor. Bu kontrole biletsiz yakalanırsanız tatsız bir ceza ile karşılaşıyorsunuz.

Heidelberg son derece küçük bir şehir ve gezilecek yerlerin çoğu aynı bölgenin içinde. Dolayısıyla otobüs ya da tramvay kullanacağınızı pek sanmıyorum. Olur da kaldığınız yer merkeze uzak ya da benim gibi turistik olmayan mahalleleri de görme hobiniz varsa HeidelbergCard’ınız geçerli olduğu sürece şehir içindeki tüm toplu taşıma araçlarından ve Mannheim’a giden S hattından ücretsiz faydalanabilirsiniz. Bir not olması açısından şehir merkezinden şehir merkezine tarifenin tek yön kişi başı €1.10 ve şehrin hemen tamamına gitmenizi sağlayan tarife 2’nin €2.80 ve Mannheim biletinin €4.80 olduğunu yazayım. Üç günlük tarife iki içeren bilet kişi başı €15 tutarında. Dolayısı ile tavsiyem bu bileti almanız.

Bilet de tamam dostum nerede kalacağız?

Yazının benim açımdan en az bilgi sahibi olduğu kısma geldim. Zira biz Ekin’in uzun kalıyor ve üniversiteden araştırma için kabul olması sayesinde otel / airbnb yerine üniversitenin misafirhanesinde kaldık. Dolayısıyla oteller ve evler konusunda bir bilgim yok ama şehrin görece küçük olmasına rağmen hem bilinen iyi zincirlerin hem de ekonomik zincirlerin şehrin genelde merkezine yakın yerlerinde olan otelleri var. Öte yandan airbnb ile kendinize kalacak bir ev de bulabilirsiniz. Şimdiden uyarayım hem kentin bir öğrenci kenti olması hem de yazın popüler bir uğrak yeri olmasından dolayı konaklama beklediğiniz kadar ucuz olmayabilir. Bu arada yeni üniversite kampüsünün içinde bir de hostel var yorumları pek fena değil. Eğer hostel’de kalmak konusunda bir sıkıntınız olmazsa burayı da tercih edebilirsiniz.

Siz otele yerleşe durun ben de Heidelberg ile ilgili bazı kısa bilgileri aktarayım. Heidelberg Almanya’nın eski yerleşim yerlerinden biri. Kentin tarihi 1907 yılında bulunan Heidelberg adamı sayesinde tahmin edilenden çok daha geri gidiyor. 1907 yılında Heidelberg’in bir köyünde bulunan çene kemiği[adam dedik çene çıktı] bugün bizim de atamız olan ve 600.000 ile 200.000 yılı önce yaşadığı tahmin edilen insanlara Heidelberg isminin verilmesine sebep olmuş. Bu kalıntı o ana kadar Avrupa’da bulunan en eski insan yaşamı göstergesiydi. Bu buluş sayesinde Heidelberg’in tarihinin epey eskiye gittiği söylenebilir.

Modern[?] çağlara geldiğimizde ise yazılı kaynaklarda Heidelberg’den ilk defa milattan önce 500 yıllarında bahsedildiğini görüyoruz. Bundan hemen hemen beş yüz yıl sonra Roma imparatorluğunun kurduğu kamp sayesinde Heidelberg’de düzenli bir yaşamın başladığını söylemek mümkün. Milattan sonra 240 yılından itibarense kent Germen kavimlerinin akınları ile Roma’nın kontrolünden çıkmış ve o zamandan bu yana da yaşantısını sürdürerek gelmiş. Bu süre içinde şehrin içinden geçen Neckar nehri özellikle kış sonları yaşattığı taşkınlarla şehre defalarca zarar vermiş ve bazı yapıların bugünlere erişmesini engellemiş. Şehrin yükseğinde bulunan şato ve çevresindeki kalıntıları saymazsak şehirdeki en eski sivil bina 15.yy sonlarından kalmış durumda.

Heidelberg şatosundan
Heidelberg şatosundan

Tabi bu noktada Almanya’yı gören herkes gibi bu şehir ikinci dünya savaşını atlatmış mı sorusu aklınıza gelecektir. Heidelberg, ikinci dünya savaşının acımasızlığını atlatan nadir Almanya şehirlerinden biri. Yaygın inanış şehrin o dönemin sanayi kentleri olan Frankfurt ve Mannheim’e yakınlığı ve otobanlarla tren yolları açısından zenginliği nedeniyle Amerika tarafından üs olarak seçildiği bu sebeple de kentin bilerek bombalanmadığı yönünde. Bu söylentiyi doğrular nitelikte Almanya’nın istilası sonrasında kent ABD tarafından üs olarak seçilmiş ve kullanılmış. Öte yandan bombardımanı etkileyen bir diğer faktörün üniversite olduğunu da söylemekte fayda var. Heidelberg Üniversitesi, adını çoktan deniz aşırı ülkelere duyurmuş ve son derece köklü bir üniversite. Dolayısıyla tıpkı Almanya’nın diğer önemli üniversite kentleri olan Tübingen ve Göttingen gibi bu şehir de bombalardan kurtulma şansını yakalamış. Bugün kent merkezinin aşağısında hala büyük bir Nato üssü olduğunu söyleyeyim.

Hocam, uçtuk tamam. Tren dedin tamam. Kart da aldık valizleri otele de bıraktık… Rica ederim sadede gelelim.

Tamam tamam bu kısa girişten sonra artık günümüz Heidelberg’ine ve neler yapabileceğinize gelebilirim. Elbette bir sonraki yazıda…

Akın Ömeroğlu hakkında 17 makale
a lawyer who can sell Linux kernel...

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*